16 Kasım 2010 Salı

(Yeni Başlayan) Tahtacıörencik Serüvenimiz - Ekim-Kasım arası

Kardeş Bitkiler ekibi olarak son altı-sekiz aydır oldukça hareketliyiz. Özellikle Güdül’ün Tahtacıörencik Köyü'ndeki arazimizi edindiğimizden bu yana gerçek bir topluluk olma yolunda epey yol kat ettik. Kendini eko-komünal bir topluluk olarak tanımlayan çekirdek bir grup olduk. İnsanın insanla ve insanın doğayla yakın, uyumlu ve sürdürülebilir ilişkiler içinde olabileceğine inanan, bu amaç doğrultusunda çalışan bir grup insanız. Arazimiz üzerinde bir ekolojik yerleşim oluşturma çalışmalarına yavaştan da olsa başladık. Ufkumuz kendi müstakbel yaşam alanımızla sınırlı değil. Köyümüzde ve Türkiye'nin diğer bölgelerinde doğa-dostu, temiz üzerim yapan çiftçilerle dayanışma halindeyiz. Emeği ve doğayı sömüren, kötüye kullanan egemen yapılara inat; özgür, tahakkümsüz, mülkiyetsiz bir topluluk yaşamı oluşturmayı; insan ile doğa arasındaki anlamsız mesafenin kapanmasına hizmet eden bir yaşam alanı kurmayı hedefliyoruz. Bu süreçte genel çerçevemizi, hedeflerimizi ve ilkesel yaklaşımlarımızı netleştirmek için toplantılar yaptık, hafta sonları ise çoğunlukla arazimizi ziyaret ettik. Süreç kimi zaman duraklamalar olsa da devam ediyor.


Tahtacıörencik köyü endüstriyel ve zirai kirleticilerin neredeyse hiç bulunmadığı, küçük ölçekte doğal tarım ve hayvancılık yapılan bir yer. İnekler serbest otlatılıyor, aileler çoğunlukla kendi ihtiyaçları için ilaçsız-hormonsuz tarım yapıyorlar. Bu sevimli ve tertemiz orman köyünü ekolojik üretime teşvik etmek niyetindeyiz.

Geçtiğimiz aylarda “Doğal Besin, Bilinçli Beslenme” toplu sipariş organizasyonlarında etkin bir rol üstlendik. Kardeşlerimizden Ali İhsan’ın Ayrancı’daki mekanını kullanarak Ekim ayında iki kez toplu sipariş organizasyonu yaptık. Gerçi sonrasında enerjimiz ve zamanımız elvermediği için DBB organizasyonlarına son vermemiz gerekti, fakat DBB grubu doğal besinlere ulaşmak yönünde çözümlerini üretmeye devam ediyor. Bu süreçte Kardeş Bitkiler ekoköy çalışmalarımızı kısmen de olsa finanse edebilmek için üretim faaliyetlerimize devam ettik: Aynısafa merhemi, kış iksiri ve atkestanesi yağı dışında bu kez tam tahıl çerezi, tam tahıl bisküvisi, tam tahıl bazlaması ve alıç marmelatı da ürettik. Ayrıca Tahtacı köyündeki üretici arkadaşlarımızdan Arif Bey’in ballarını ve köyün tavuklarından gelen 3 koli yumurtayı “bilinçli beslenen” dostlarımıza ulaştırdık. Umuyoruz ki bunlar gelecekteki “doğal üretim/aracısız satış” ve hatta “parasız bir dünyada dayanışma, paylaşım ve takas” düşlerimizin bugünden atılmış temelleri olacaklar.

Aslında yeni aldığımız arazimizde fazlasıyla taş ev yapımına odaklandığımız için ekim-dikim işlerine çok fazla yoğunluk veremedik. Bize yardımcı olan muhtar Necati Abi’nin işlerinin çıkması sonucu taş ev (uzun vadede; "köy kahvesi") yapımı yarıda kaldı,biraz hevesimiz kursağımızda kaldı ise de olsun bahara bitsin, geç olsun güç olmasın diyoruz.


Aşağıda taş evin son halini görüyorsunuz:





Taş evin hemen altındaki düzlük alanı küçük bostan olmasına karar verdik. Resimde de bir kısmı görülebiliyor. Bu alanın bitimindeki taşlık karaçalıların bulunduğu ince alanın aşağısında daha büyük bir düzlük alan var. Bu alanın da büyük bostan olmasına karar verdik. Bu iki bostanın arasına kuşburnu, karamuk gibi kısa çalıları dikmeyi düşündük ve bu alana kuşburnu tohumları ektik. Kuşburnunun tohumdan çimlenmesinin zor olduğu konusunda yabanıl meyveler fidanlığı dokümanından bilgi almıştık, bu konuyu da deneyip görmüş olacağız. Bir süre sonra iki bostan arasındaki alanı daha dikkatli incelediğimizde burada zaten bir kuşburnu bulunduğunu fark ettik. :) bunun dışında arazimizin sınırlarında yalnızca bir adet daha kuşburnu var. Hemen bu ikisini de koruma altına aldık :). Karaçalılar tarafından boğulmak üzerelerdi.

Arazide karaçalı ve meşe ağaçlarından başka ağaç yok gibi bir şey, olabildiğince çeşitliliği arttırmalıyız.


Aşağıda bostanların arasındaki kuşburnunun resmi var, çevresindeki karaçalıları kestikten sonra daha hızlı büyüyeceğini tahmin ediyorum, göreceğiz.





Arazide çok yoğun olarak karaçalı bulunuyor. Bunları yeni diktiğimiz fidanları keçilerden korumak için kullandık. Aşağıda muhtar Necati Abi’nin bize verdiği nar fidanının resmi var, çevresini kestiğimiz karaçalıların dalları ile kapattık, dalları da taşlarla sağlamlayarak korumaya aldık, Necati Abi bu yöntemin işe yarayacağını düşünüyor, genelde köyde diktikleri ağaçları onlar da bu şekilde korumaya alıyorlarmış.






Bunların dışında yine Necati Abi’nin dere kenarından bulup kopardığı fidanları diktik. Erik, ayva, vişne ve sumak bunlardan bazıları, bu fidanlar büyük ağaçların gölgesinde çok kapalı bir alanda yetişmişler, Necati Abi’nin ilginç bir yöntemi var, fidanı tutup çekiyor kökünün bir kısmı kopmuş oluyor ama bu yöntemle daha önce tuttuğunu söyledi, biz de bunları diktik umarım tutarlar. Aşağıda bir örnek, yine karaçalılarla korunmaya alındı.






Tahtacıörencik’te traktörü olan bazı kişilerden bostan olarak belirlediğimiz alanları sürmelerini rica etmiştik, sağolsunlar sürmüşler. Biz de bugün Nilüfer ile geçen sene Keleş Dayı’nın bahçesinden topladığımız peyamber arpası ve burçak tohumlarını ekmek için arazimize geldik. Toprak çok killi dolayısıyla sert, bizi epey uğraştırdı ama sonuçta büyük bir alana tohumları ekmeyi başardık, nasıl olacağını büyük bir heyecanla bekliyorum. Aşağıda sürülü alan ve ekim çalışmaları ile ilgili fotoğrafları ekledim.







Küçükbostana burçak, büyük bostana ise peygamber arpası ektik. Çünkü küçük bostandaki burçakları baharda kesip çeşitli sebzeler ekmeyi düşünüyoruz. Peygamber arpalarını ise hem tohumluk hem de farklı alanlarda kullanmak üzere ayıracağız.


3 yorum:

eralp dedi ki...

mesajınızı aldım ve okuyup heyecanlandım. Çanakkaleli bir imecan olarak belki ortak bir buluşmamız da olmuş olabilir ama beni asıl paylaşıp özendirdiğiniz, düşten gerçeğe yönelttiğiniz yeşil ve el birliğiyle sürdürülebilir adımlarınız cezbetti. Önümüzdeki yıl için ben de çanakkale'de yıllardır köy merası olarak kullanılan verimli bir alanda hiçbir endüstriyel yapı malzemesı kullanmadan bir yerleşke insa etmeyi tasarlıyorum. Taş ev benim de önceliğim. saman veya kerpiç de olabilir tabii. Konuyla ilgilendiğimi, çabalarınızın detaylarıyla ilgilendiğimi ve paylaşımlarınızı beklediğimi belirtir, yolunuzda sabır, güç ve başarılar dilerim. Eralp Sargın

Pinar dedi ki...

Sevgili Ceyhan, gercekten de cok heyecanli. Kolay gelsin diyorum. Bu arada surdurme ile ilgili bir sorum ve onerim var. Her ekim oncesi surdurmeyi mi dusunuyorsunuz? Biliyorsunuz permakultur ve Fukuoka'nin dogal tariminda surmek yok. Biz de bir kerelik surumler yaptik. Ancak her bir ekilecek kismi bir daha surulmeyecek sekilde tasarladik. Yani yurume yollari yaparak, yukseltilmis sebze adaciklari yaparak ektigimiz yerleri topragin sikismasini onleyecek sekilde koruma altina aldik. Anladigimiz kadariyla toprak icin en onemli seylerden birisi de topragin surekli bir bitki ortusu ile kapli olmasi, hicbir zaman gunese ve ruzgara acik kalmamasi. O yuzden de rotasyonlu ekebilecek bitki listesi olusturmak ve bunlari digerinin hasat zamanindan 2 hafta kadar once ekmeyi becermek. Simdi biz o asamadayiz. Size de onerim, biraz arastirma yaparak kendi boge ve ikliminiz icin bunu denemek.

Dogal tarima gore topragi en iyi zenginlestirme metodu yesil gubre. Aklinizda olsun.

Tekrar kolay gelsin.

gokce dedi ki...

siteniz için girilen haberleri takip edebilmemiz için abone butonu ekleyebilir misiniz?