16 Haziran 2014 Pazartesi

Balözü (nektar) akımı ve oğul zamanı

Balözü(nektar) akımı, bizim bulunduğumuz bölgede mayıs ortalarında başlıyor ve temmuz sonuna kadar devam edebiliyor tabi bu durum yağış ve sıcaklığa göre değişkenlik gösteriyor. Bu sebepten arıcılar, balözü akımı bitene dek kovanlardan tam olarak ne kadar bal alacağını tam olarak bilemiyor. Şu sıralar balözü akımının tam ortasındayız ve mayıs başından beri şiddetli yağışların da etkisiyle çiçeklenme normale göre daha fazla oldu diyebiliriz. Dolayısıyla güçlü balarısı kolonileri oldukça fazla bal toplayabildiler. Birkaç kolonimizin ikinci katı tamamen bal ile dolduruldu ve üçüncü katları vermek durumunda kaldık. Kolonilerde oğul verme eğiliminin de artması ile kovan sayımız  22'ye çıktı. 3 kovanımız geçen seneden kalmak üzere 5 adet de bir arıcı tanıdığımızdan almıştık. 8 olan koloni sayımız, gelen oğullar ile 22'ye çıkmış oldu. Arıların oğul vermesi bala yönlendirilmiş kovanlar için istenen bir durum değildir ve sıklıkla arıcılar tarafından engellenmeye çalışılır. Ancak bizim kovan sayımız az olduğu için bal hasadından çok koloni sayısını çoğaltmak daha önemli. An itibariyle bala yönlendirdiğimiz 7 adet kolonimiz var ve bunlardan bir sıkıntı olmazsa bu kolonilerden toplam 100-150kg bal almayı planlıyoruz. Her kolonide en az karakovan örmek için bıraktığımız birkaç boş çerçeve de mevcut. Yaklaşık 10kg kadar da karakovan balı elde edebiliriz.
  Hasat ettiğimiz baldan daha da önemlisi mevcut kolonileri korumak ve yaşatabilmek,nektar akımı bittiğinde yeterli bir kadro ve bal stoğuna sahip olmaları son derece kritik. Doğada balözü bol olduğu için, geç gelen zayıf oğulların bile kendini toparlama ve güçlenme şansı olabileceğini düşünüyoruz.


26 Mayıs 2014 Pazartesi

Balarıları için nektar ve polen kaynağı olan yabani bitkiler

*** Aşağıdaki bitkiler, zaman içinde gözlemlediğimiz ve bölgemizde  (Tahtacıörencik/Güdül/Ankara) balarılarının sık ziyaret ettiği bitkilerden derlenmiştir. Tabiki doğadaki nektar,polen ve propolis kaynakları bu kadarla sınırlı değildir, belki daha yüzlerce bitki türü balarılarına besin sağlamaktadır.
      Kullanılan fotoğrafların tamamı arılığımız çevresinde uzun zaman içinde gezinti ve gözlemler esnasında çektiğimiz, arşivimizden derlenmiş fotoğraflardır. 



Beyaz üçgül (trifolium repens) yonca olarak da bilinir,baklagiller familyasındandır. balarıları için önemli bir nektar kaynağıdır, dayanıklı bir bitkidir, mayıs ayında çiçeklenir, ezilmeye karşı dayanıklıdır, hayvan yemi olarak da kullanılır.balı ve poleni çok lezzetli olur.Bal verimi de yüksektir.


Arap sümbülü (muscari bourgaei) genellikle şubat-mayıs aylarında çiçeklenir, bitkinin çiçekleri fazla miktarda nektar (balözü) salgıladığından balarıları için önemli bir besin kaynağıdır.

 Ornitogalum umbellatum adlı bitki Sakarca olarak da bi
linir. Önemli bir nektar ve polen kaynağıdır, kış ve bahar aylarında ne ihtiyacı vardır, gölgelik yerleri daha çok sever.nisan-mayıs ayında çiçeklenir ve yaz kuraklığını da bir yere kadar tolere edebilir.

Patlangaç çalısı (Colutea arborescens),1-2 metre boylanabilen çok yıllık çalı formunda bir bitkidir.Kuraklığa dayanıklıdır, engebeli arazileri sever, önemli bir nektar kaynağıdır, mayıs ayı sonlarında doğru çiçeklenir, balarılarının sevdiği  ve sık ziyaret ettiği bir bitkidir.

Gelincik (Papaver rhoeas) önemli bir polen kaynağıdır, orta derece balözü salgılar,geniş bir yayılıma sahiptir.

Ballıbaba (Lamium ...) birçok alttürü mevcuttur.Balarıları için önemli bir polen kaynağıdır, mayıs ayı başlarında çiçeklenir. Verimli toprakları sever, soğuğa oldukça dayanıklıdır.

Devedikeni (Carlina marianum) haziran-temmuz aylarında çiçeklendiği için balarıları için son derece değerli bir nektar kaynağıdır,bal akımının sonlarında çiçeklendiği için  balarılarına önemli ölçüde besin sağlar, balı aromatik ve kalitelidir, bal verimi en yüksek gruba dahildir.

Karaçalı (Paliurus Aculeatus), çalı formunda çok yıllık bir bitkidir.3-4 metreye kadar uzayabilir.Çok dayanıklı bir bitkidir.Her türlü zor koşulda hayatta kalabilme özelliğine sahiptir,hatta kazma ile kökünü sökmediğiniz sürece asla ölmez. Mayıs ayı sonlarında çiçeklenir, balarıları için çok önemli bir nektar kaynağıdır, bal verimi yüksektir ve balı lezzetli,kaliteli olur. Tahtacıörencik civarında çok yoğun olarak bulunur, hatta dominant türdür.Taşlık ve kötü toprakta rahatlıkla yetişir,neredeyse hiçbir bitki onunla rekabet edemez.Bölgenin arıcılık açısından en önemli bitkisi de denilebilir.

*** Yukarıdaki resimde karaçalı üzerine oğul vermiş bir koloni görülüyor.


Ankara Çiğdemi (Crocus ancyrensis) çiçeklenme dönemi itibariyle en önemli bitkilerdendir. Ocak sonundan mart ayına kadar çiçeklenebilir. Bu aylarda,İçanadolu koşullarında, balarıları için doğada başka hiçbir nektar kaynağı yoktur.,

Kekik (beyaz çiçekli-dağ kekiği-yabani kekik) (thymus ...) mayıs-haziran aylarında çiçeklenir, balı çok kaliteli ve aromatiktir. Taşlık alanlarda yetişebilir, dayanıklı bir bitkidir.

Engerek otu (Echium Vulgare) kuraklığa dayanıklı çok yıllık bir bitkidir, haziran ortalarında çiçeklenmeye başlar, önemli bir nektar kaynağıdır,bal verimi yüksektir.Balı kaliteli ve çok güzel aromaya sahiptir. Bu bitkiden elde edilen bal geç kristalize olur.

Böğürtlen (Rubus fruticosus L) dere kenarlarında ve su kaynaklarına yakın yerlerde görülür,çiçeklenme yaz boyu devam eder ve oldukça uzun sürer. Bal verimi orta derecedir.

Ahlat (Pyrus elaeagrifolia),   yabani armut ağacıdır,kuraklığa dayanıklıdır. Nisan ayında çiçeklenir, balözü ve polen kaynağı olarak önemli bir yere sahiptir.

Alıç ve Yemişken (Crataegus) ağaçları yabani meyve ağaçlarıdır, nisan ayında çiçeklenmeye başlar. Balözü ve polen kaynağı olarak önemli bir yere sahiptir.



5 Mayıs 2014 Pazartesi

3 mayıs tarihli gezimizden ...

Bol yağışlı günlerin arasında,3 mayıs cumartesi günü hava açık ve sıcaktı.Daha önceden planlamaya çalıştığımız ancak en son güne kadar kaç kişi katılacağı belli olmayan gezimiz için ortak araç kiralayamadık ancak bir grup insan özel araçlarla toplanıp Tahtacıörencik'teki arazimizin  yolunu tuttuk. Gün boyu evin önünü düzenledik, birkaç tamirat işi yaptık, çayımızı içtik,yemeğimizi yedik,sohbet ettik, kısa bir köy ziyareti yaptık, kovanları açıp arıları kontrol ettik ve biraz taş duvar ördük. Bir baktık gün bitmiş... Akşam olunca rakı ve mangal keyfi...

Baharın tüm güzellikleri, temiz hava ve tanışmaktan çok memnun olduğumuz yeni arkadaşlarımızla bir güne pekçok şey sığdırmayı başardık.

Bundan sonra mümkün olduğunca haftasonları Tahtacıörencik'teki arazimizde buluşmak,tanışmak,sohbet etmek,toprakla-taşla,kuşla-böcekle uğraşmak,bilgi paylaşmak, ve harika doğanın tadını çıkarmak için ziyaretler gerçekleştirmek istiyoruz.

Bizimle iletişime geçmek, etkinliklerimizden, gezilerimizden haberdar olmak için

kardes-bitkiler@googlegroups.com e-posta listesine üye olabilirsiniz. görüşmek dileğiyle. Herhangi bir duyuru yapmamış olsak bile yolunuz Güdül,Beypazarı tarafına düşer ise biraz yolunuzu uzatıp bizi ziyaret etmek isterseniz kapımız her zaman açık olacaktır.






26 Mart 2014 Çarşamba

Bahar hazırlıkları başladı,arıların erken gelen bahar şenliği...

Kış aylarında havaların mevsim normalleri üzerinde sıcak olması bizim de faaliyetleri hızlandırmamıza olanak sağladı. Yaşanan kuraklığın olumsuzluklarına karşı çözümler geliştirmeye bir anlamda mücadele etmeye çalışıyoruz. Bu noktada erken bahar hazırlıklarının da önemi artıyor. Geçen sene yağmur suları ile tamamen dolan göletimiz,bu sene neredeyse hiç su tutamadı. İhtiyacımız olan suyu, Süvari Çayı'ndan motor ile arazimize taşımak için yollar arıyoruz.

Arazimizin bir kısmını taş duvar ile kapattık, hem arazideki taşlar önemli ölçüde temizlenmiş oldu, hem de doğal bir çit,rüzgar kıran,yangın bariyeri görevi görebilecek güzel bir duvarımız oldu. Harcanan yoğun emeği saymazsak taş duvar örmenin hiçbir maliyeti yok, ancak oldukça ağır ve yorucu bir iş olduğunu da söylemek lazım.

Yaklaşık 2 senedir uğraştığımız ve aslında öğrenmeye çalıştığımız "kuru (harçsız) taş duvar örme" işini sonunda öğrendik ve arazimizin bir bölümünü duvarla kapatmayı başardık. Mayıs ayına doğru tahtacıörencikte,kuru taş duvar örme ile ilgili pratiğe dayalı bir çalışma yapmayı düşünüyoruz.Kuru duvar ile ilgilenen ve nasıl örüleceğini öğrenmek isteyenler için güzel bir çalışma olabilir.

Taşın başka bir kullanım alanı da daha önceki yazılarda da bahsettiğimiz gibi taşlardan yükseltilmiş sebze,ot yatakları hazırlamak

Resimde görülen taş sebze yataklarında toprak derinliğini en az 40-60 cm arttırmış oluyoruz, üzerine basılmadığı için toprak zarar görmüyor, organik maddelerle toprağı beslemek ve toprak kaybını önlemek de kolaylaşıyor. Bu tip yataklar mevsimlik sebze,çiçek,şifalı ot gibi bitkilerin üretimi için ideal.

Meyve fidanlarımızı diktik, geçen seneden kalanlarla birlikte 10 adet meyve ağacımız oldu,deneme amaçlı olduğu için sayıyı düşük tuttuk,eğer bu seneyi de atlatırlarsa sayıyı arttırmayı, hiçbir kimyasal gübre,ilaç veya müdahale olmaksızın organik meyve yetiştirmeyi de deneyeceğiz. Baharda çiçek açan meyveler arılara besin olacak. Şimdiye kadar ağaç yaprakları ile malçlamak ve karaçalı diplerindeki organik maddece zengin toprağı eklemek dışında hiçbir müdahalemiz olmadı, hatta su şebekemiz olmadığından düzenli sulama bile yapamadık. Ancak geçen seneden kalan ağaçlarımızın bir kısmını yaşatmayı başarabildik.


Alttaki resim: Tohumdan yetiştirdiğimiz yabani badem,çevresi taşla kapatıldı, üzerine karaçalı dibinden alınmış organik madddece zengin toprak ve üstü meşe yaprakları ile malçlandı. Bu sene 2 yaşına girecek.

Ana faaliyetimiz arıcılık olduğu için yöremizdeki bitki çeşitliliği çok önemli, ocak ayında çiğdemler açta,havalar da sıcak gidince arılar,kovanlarına yoğun olarak nektar,polen ve su taşıdılar. Mart sonlarına doğru ise yabani erik,armutlar çiçek açmaya başladı, son yapılan kontrolde görüldü ki arılar iyice üremişler,erkenden güçlenmişler.


2013 baharında, 17 kovan ile başladığımız arıcılık serüveninden 2014 mart ayı itibariyle 3 kovanı kıştan çıkartmayı başardık. Kayıp oranımız çok yüksek ancak ilk sene acemilik ve bilgisizlikten ötürü yaşadığımız kayıpların bu sene tekrarlanmayacağına inanıyoruz. Görüldü ki, bu iş doğru zamanda ve minimum müdahale ile sürdürülebilir bir şekilde yapılabilir. 1 sene boyunca sadece varroa için organik sertifikalı timol (kekik) özü bulunan thymoset dışında hiçbir ilaç,vitamin,katkı maddesi kullanmadık. Bir süre sonra arı kolonilerinin varroaya karşı belli bir direnç oluşturabileceğini düşünüyorum. Çünkü arıları gezdirmeyi düşünmüyoruz, görüldü ki en mutlu arı sabit yerinde duran arıdır, arı kayıplarını azaltmak ve hatta koloni sayısını çoğaltabilmek birinci hedef olmalı. Bir zaman sonra bölgeye adapte olmuş,dayanıklı ve mutlu arı kolonileri olabilir...


19 Ocak 2014 Pazar

Şiddetli kuraklık içinde kış gözlemleri ve arıların kışlatılması

Tahtacıörencik yöresinden bahsedecek olursak Ekim ayından bu yana gözlemlediğimiz kadarıyla kurak ve dengesiz bir kış sezonu yaşadığımızı söyleyebiliriz. Devlet Meteoroloji İstasyonu verilerine bakacak olursak http://www.mgm.gov.tr/veridegerlendirme/kuraklik-analizi.aspx#sfU gözlemlerimizde yanılmadığımızı görüyoruz. Verilere göre bulunduğumuz bölge için (Tahtacıörencik köyü,Bolu ile Ankara sınırına çok yakın) son 3 aylık dönemde şiddetli kuraklık, son 24 aylık verilere göre ise orta derece kuraklık yaşandığı bildirilmiş. Kuralık köyden şehire tüm insanların hayatını olumsuz etkilemeye devam ediyor. Su kaynakları azalıyor,dereler kuruyor,bitkiler yeterince gelişemiyor,hayvanlar yiyecek bulmakta sıkıntı yaşıyor...

En son aralık ayının başında birkaç gün kar yağdı ancak bundan sonra hiç yağış olmadı, geçen sene bu zamanlarda yağmur suyu göletimiz tamamen dolmuştu ancak bu sene içinde tek bir damla su yok, sıcaklık mevsim normalleri üzerinde seyretmesine rağmen, anlık aşırı kuru soğuklar yaşanabiliyor.

Maalesef kapitalist sistem yeryüzündeki tüm yaşamsal kaynakları acımasızca sömürüyor. Bu kadar ciddi kuraklık yaşandığı bir dönemde yetkili ağızlardan herhangi bir önlem alınacağı mesajını alamıyoruz. Tek yapılan gerçekleri inkar etmek ve büyük kitleleri herhangi bir sorun olmadığına inandırmak. Ancak tüm dünya kamuoyunun önemli bir kısmı birlikte güçlü bir şekilde harekete geçer ise kısa vadede yeryüzü kaynaklarının aşırı sömürülmesine engel olabiliriz.

Mevcut durumu kabul edip,tespitte bulunmak ve duruma uygun çözümler aramak lazım. Geçen sene fazlaca plansız ve acele giriştiğimiz yağmur suyu toplama göletinin isabetli bir karar olduğunu anladık,temmuz başına kadar sadece kış yağışlarından topladığımız açık bir mini gölet oluşturmuştuk.Kuraklığın yaşandığı dönemlerde daha fazla yağmur suyu göleti ile su tüketimi azaltılabilir, belki de bir süre sonra doğa herkesi bunu yapmaya mecbur bırakacak, permakültürde bahsedilen su hasadı tekniklerinin ne kadar önemli olduğunu birkez daha gördük. Tabi imkanı olanlar detaylı bir planlama ile daha iyi sonuçlar elde edebilirler.



Biraz da arılardan bahsedecek olursak geç sonbaharda havaların yine kurak gitmesi sebebiyle hava genelde yağışsız ve güneşli idi. Bir şekilde havanın bu durumu sarı arı (eşek arısı da deniyor) nüfusunun aşırı artmasına ve balarılarının kovanlarını yağmalamalarına sebep oldu, iç anadolu için birçok arıcı ile konuştum hepsi de sarı arıların zararından muzdarip idi.

Sarı arılar özellikle yaz sonunda doğada besinleri azaldığı için bal arılarının kovanlarına saldırırlar, ancak yaz sonu hava kapalı,yağışlı olduğu günler uçamadıkları için zararları daha az olurdu, bu sene sonbaharda hava normale göre sıcak ve açık olduğundan balarılarına daha çok saldırdılar. Kovanın içine giren sarı arılar, bal ve arı larvalarını yağmalarlar,doğada nektar olmadığından zaten zor günler geçiren bal arıları için bu felaket olur.Bu saldırılar kasıma kadar devam etti.

Sonuç olarak baharda 17 kovan ile başlamıştık, şimdi ancak 3 tane kovan hayatta kalmayı başarabildi. Bu kalan 3 kovan bir şekilde sarı arılarla baş edebilmeyi başardı. Balarıları için başka bir felaket ise varroa zararlısıdır, bundan önceki yazılarımızda bahsetmiştik.

Ocak ortasında sıcak ve güneşli bir günü yakalayan arılar derhal fırsatı değerlendirdi ve kovandan dışarı akın etti. Bol bol su ve polen taşıdılar. Muhtemelen bu polenlerin kaynağı da resimde görülen çiğdemler...


Eğer başarabilirsek,bu kalan 3 kovanımıza kışı atlatıp işaretleyerek çoğaltmak istiyoruz. Çünkü bulunduğumuz bölgenin koşullarına dayanabilen nesiller yetiştirmek istiyoruz.Bu bizim için çok önemli.

Warre ve perone gibi alternatik karakovanlara koyacağımız oğulları ve alacağımız sonuçları da heyecanla bekliyoruz.


8 Ekim 2013 Salı

Sonbahar bakımı ve varroa mücadelesi

Sonbahar geldiğinde, yaptığımız kontrollerde "varroa" zararlısının arılara büyük zarar verdiğini gördük.Birçok kolonimizi bu yüzden kaybettik.Acemi olmasak daha önceden durumu farkedip etkin bir mücadeleye daha erken başlayabilirdik. Varroayı arıların üzerinde görebildiğimizde istilanın büyük boyutta olduğunu bilmiyorduk. Biraz acı bir tecrübe oldu.Varroanın verdiği zararın soğuktan kaynaklandığını zannederek epey zaman kaybettik.

Varroa'dan biraz bahsetmek gerekirse,Avusturalya dışında dünyanın her yerinde görülen, balarılarının başına ciddi şekilde bela olan,hızla üreyen ve sonunda kolonilerin sönmesine sebep olan bir tür parazit. Arı üzerine çok dikkatli bakıldığından görülebiliyor,petek gözlerine girerek larva aşamasında arıların besinlerini tüketiyor ve gelişimini engelliyor.

Varroa mücadelesinde çok çeşitli yöntemler mevcut biyolojik yöntemlerin yanısıra,organik ve organik olmayan yöntemler de mevcut. Biz Organik sertifikalı ilaçlardan timol (kekik yağı) etken maddeli "Thymoset" adlı ürünü tercih ettik. Diğer organik asitlerin formik,laktik ve oksalik asit de tercih edilebilirdi ancak kullanımı en kolay olanı thymoset tablet idi. Bir de formik asitin jel formülü var,kullanımları birbirine çok yakın. Her ikisi de çerçevelerin üstüne konarak 15-20 gün boyunca buharlaşma yoluyla varroayı öldürmesi bekleniyor. Varroaya karşı kullanılan organik asitler, varroa üzerinde ölümcül etki yapıyor. Varroa yavru gözüne girip arılar da gözü kapattığı zaman uyguladığınız yöntem varroaya zarar vermiyor, bu yüzden bu tabletlerin 15-20 gün kovanda kalması önemli.

Ruhsatında bal hasadı zamanı bile kullanılabileceği ve balda kalıntı bırakmadığı yazıyor ancak yine de bal hasadından önce kullanmamak daha iyi olabilir.

Varroa mücadelesinde organik olmayan ilaçlar da kullanılıyor ancak bunların balda kalıntı süreleri var.Bu tip ilaçların kullanımı balda kalıntı bıraktığı için insan sağlığına zararlı olabilir. Mümkün olduğunca organik yöntemleri kullanmakta fayda var. Maliyet açısından da çok ciddi bir fark yok örneğin thymoset tabletin kovan başına maliyeti 2.5TL civarında. Tabi 200'ün üzerinde kovanı olanlar için bu maliyet görece biraz fazla olabilir ancak daha doğal ve sağlıklı bal üretmek için değer.

Ekim ayına girdiğimizde havalar aniden soğudu, bu yüzden kovanların ısı izolasyonunun da önemi arttı. İçimize pek sinmemesine rağmen kovan kapaklarının altlarına strafor yerleştirdik. Arılar, straforun kokusundan rahatsız olmasın diye bir çuval bezine sararak yerleştirdik. Zaten arılar eğer çuval bezine sarmadan koyarsanız straforu ısırıp kopararak parça parça kovandan dışarı atıyor.

Sonbahar bakımında ve aslında her zaman,en önemli mesele ise arıları sıkıştırmak, maalesef sıkıştırmanın önemini çok geç anladık.Bir çerçevede arı çok yoğun olarak bulunmalı, boş çerçeveler ve az ballı olanlar alınıp arıların sıkışık,boşluksuz,az sayıda çerçevede çalışmaları ve böylece ısıyı muhafaza edip daha az enerji harcamaları sağlanmalı.Çerçevelerin bittiği yerler de bölme tahtası veya strafor ile boşluk kalmayacak şekilde iyice kapatılmalı.

Bir örnek olması açısından yukarıdaki resimde,çerçevedeki arı sayısının iki katından fazla olmalı,yani neredeyse çerçeve arıdan hiç görünmemeli. Tabi bunu başarabilmek kolay değil. Bal,polen ve yavru-yumurta dolu çıtaları alamayabiliyorsunuz,ne kadar çerçeve bıraktığınızda ne kadar sıkışacağını tahmin edebilmek acemi bir arıcı için kolay değil.

Sıkıştırdıktan sonra aldığınız çerçevelerdeki balı alıp süzerek şeker pancarından öğütüp elde ettiğiniz pudra şekerini bal ile karıştırıp yoğun bir kıvama getirip poşetleyerek çerçevelerin üzerine koyuyorsunuz.Buna arıcılar "kek" adını vermiş.Havalar soğuduğunda sıvı şeker-su karışımı ile arılara besleme yapamıyorsunuz çünkü arılar soğukta sıvı karışımı çekemiyor.

Kısacası sonbahar bakımı arıları uygun sayıda çerçevelerde sıkışık tutup kışı üşümeden geçirebilmelerini sağlamak,aldığınız fazla çerçevelerdeki kek haline getirip arıya geri vermek, varroa mücadelesini yapmak ve hava müsait olduğunda yavru,yumurta ve ana kontrolü yapmak olarak özetlenebilir.

Tahtacıörencik köylüleri,HES (Hidroelektrik santral) projesi istemiyor!

 Süveri (Süvarı) Çayı'nın önemi:


Süveri (Süvari) Çayı, Ankara'nın kuzeybatısında,Güdül-Beypazarı ilçeleri sınırında kalan Tahtacıörencik Köyü,Uruş Beldesi,Dereli ve Doğançalı Köyü arazilerinden geçen Ankara'nın en temiz derelerinden biridir. Köylüler uzun yıllardır dere kenarındaki tarlalarda çeltik (pirinç), fasülye,domates gibi ürünler yetiştirmiş,büyük ve küçükbaş hayvanlarını otlatmıştır. 80'li yıllardan sonra köylerden kentlere yaşanan büyük göçler sonrasında köy nüfusunun azalması sonucu  tarım ve hayvancılık faaliyetleri azalmış ancak son birkaç yılda, emekli olan veya kentlerde aradığını bulamayan insanların geri dönüşü ile eskisi kadar olmasa bile tekrar tarımsal faaliyetler hız kazanmıştır.Bir anlamda kentlerde başlayan ekoloji-çevre hareketi bu bölgeyi de etkilemiştir. Tarım ve hayvancılık faaliyetleri, doğal yapıyı bozmadan,kirletmeden,dışsal kaynaklara gereksinim duymadan yapılabilmektedir.Civar köylerde arıcılık faaliyetleri de yapılmakta,Ankara'da yazların kurak geçmesi sebebiyle çay, yaz mevsiminde de bitki çeşitliliği barındırması açısından arılar için çok önemli bir besin kaynağı görevi görmektedir.

Süveri çayı çevresi tarımsal üretimin yanısıra biyolojik çeşitlilik açısından da çok önemli bir yere sahiptir. Çok çeşitli bitki ve hayvan çeşitlerine ev sahipliği yapan alanda son yıllarda Ankaralıların ziyaretlerinde doğa yürüyüşleri,piknikler,doğal tarım etkinlikleri,kuş gözlemleri,kamping gibi faaliyetler de  yapılmaktadır.
 
Tahtacıörencik köylülerinin dayanışmak içinde kurmuş olduğu Tahtacıörencik Doğal Yaşam Kolektifi (TADYA) http://tahtaciorencik.wordpress.com/ ilk kez bu yıl kaymakamlığın desteği ile organik tarıma geçmiş,10 dönümden daha büyük bir alanda domates, biber, patlıcan gibi mevsimlik sebzeler üretmiş ve bu ürünleri Ayrancı organik pazarında Ankaralılara ulaştırmıştır. Bunun yanında Ankaralıların doğal ürünlere aracısız bir şekilde ulaşabilmek için kurmuş olduğu DBB grubu sayesinde küçük üreticilerin doğrudan tüketicilere ulaşması sağlanmış,doğrudan iletişim kurulabilmesi sağlanmış,dayanışmda da artmıştır.Bu bağlamda özellikle bahar ve yaz aylarında birçok Ankaralı bu güzel doğal alanları,köyleri ziyaret etmiştir.

Hes projesi ile bölgenin doğal ve kültürel yapısı yok edilmek isteniyor...
Süveri çayı,yapılmak istenen Hidroelektrik projesi ile kirletilip,borulara hapsedilerek çevresindeki doğal yapının tahrip edilmesi, yukarıda anlatılan tüm bu güzel gelişmelerin önünü tıkar nitelikte.



Yaklaşık iki sene önce bölge halkına danışılmadan alınan bir karar ile Süveri Çayı üzerine 2.4 megavatlık bir Hidroelektrik santral kurulması planlanmıştı. Olayın köylüler tarafından duyulması ardından köylüler büyük bir tepki göstermiş ve  yürütmenin durdurulması için dava açılmış ve köylüler davayı kazanmış ve mahkeme, yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Kararın sebebi santral projesinin ÇED'den (çevre etki değerlendirme) muaf tutulmasıdır. Bu karara rağmen Hes inşaatı ve işletmesi ihalesini alan şirket vazgeçmiyor ve çeşitli yollara başvurarak sırf kendi maddi çıkarları için doğal yapıyı ve yaşamsal kaynakları talan edecek bu projeyi hayata geçirmekte israr ediyor. Köylülerin büyük çabası ve direnişi sonucu Hes yapımını üstlenen şirkete geçit verilmemiş, hukuksuz inşaata başlaması engellenmiştir.

Yapılmak istenen HES projesi neden istenmiyor?
* Devlet ile özel şirket arasından imzalanan anlaşmaya göre: Suyun kullanım hakkı 45 yıllığına özel bir şirkete verilmiş olacak,yöre halkının çayın suyundan faydalanması şirketin insiyatifine bırakılacaktır.
* Geçimini tarım ve hayvancılıktan kazanan bölge insanı için çay, büyük önem taşıyor. Eğer proje gerçekleşirse çayın suyu borulara hapsedilecek, çevresi çit ile kapanacak ve halkın dereye erişimi engellenecektir.
* İnşaat sebebiyle dere kenarındaki tarlalar tamamen yok olacak, birkaç senedir artan tarımsal faaliyetlerle geçimini sağlayan aileler büyük zarar görecektir. Suyun kullanım hakkının şirkete geçmesi dolayısıyla artık tarlaları çayın suyu ile sulamak mümkün olmayacaktır.
* Bölgede yaşayan bitki ve hayvan türleri çok büyük zarar görecektir.Çayda yaşayan balıklar,nesli tehlike altındaki tatlısu kaplumbağaları,yengeçleri yok olacaktır. Yaban hayatı, projenin yarattığı kirlilik ve yıkımdan nasibini alacaktır.

Süveri Çayı sadece yöre insan değil tüm Ankaralılar için önemlidir.
Tarımsal ürünlerin kalitesi ve doğallığının yanı sıra, Ankara gibi büyük bir şehirin gıda ihtiyacının daha yakın mesafelerden karşılanması uzun vadede Türkiye'nin petrolde dışa bağımlılığı göz önüne alındığında oldukça önemlidir.Ülkemizde tarımsal üretim gitgide doğallıktan uzak,dışsal kaynaklara bağımlı ve sürdürülebilir olmayan yöntemlerle yapılırken Tahtacıörencik Doğal Yaşam Kolektifinin sürdürmekte olduğu faaliyet oldukça önemlidir. İleride raylı sistemin, güneş ve rüzgar enerjisinin de daha etkin kullanımı ile büyük şehirlerin gıda ihtiyacı hem de daha ucuz hem de daha kaliteli ürünler ile karşılanabilir.

Su kaynaklarının bu kadar önemli olduğu bir çağda, kuraklıkların yaşandığı dönemlerde temiz bir çayın kenarında yapılan tarım alanı yok edilmemeli aksine korunmalıdır.